Bloga Dön Blog
EN
Pencere 1 Mart 2026

Dijital Dünyayı Sıkı Denetimli Bir Park Yerine Güvenli ve Özgür Bir Alana Dönüştürebilir miyiz?

2025'te dünya genelinde dijital dünya için artan yasaklar çocukları koruyor mu, yoksa özgürlüklerini mi kısıtlıyor? Dijital dünyada çocuk haklarının yeni dönemine eleştirel bir bakış.

Dijital Dünyayı Sıkı Denetimli Bir Park Yerine Güvenli ve Özgür Bir Alana Dönüştürebilir miyiz?

Derleyen ve Yazan: İpek Kay

Çocukların dijital dünyayla ilişkisini oyun, hareket, kamusal alan ve özgürlük üzerinden düşünerek 2025 yılında yaşanan gelişmelere bu çerçeveden bakan bir not.

2025 yılı, çocukların dijital dünyadaki varlığına dair önemli bir eşik, hatta "sınırsız internet" çağının bittiği yıl olarak tarihe geçebilir. Avustralya’dan Brezilya’ya, Amerika’dan Fransa’ya kadar pek çok ülkede hükümetler, “özgür internet” söylemini bir kenara bırakarak çocuklar için yüksek güvenlikli, daha denetimli ve sınırları net çizilmiş bir dijital alan inşa etmeye başladı.

“Çocukları korumak” gerekçesiyle savunulan bu dönüşüm, dijital dünyanın çocuklar için bir hak alanı olmaktan giderek uzaklaşıp, sıkı kurallarla erişilebilen ve yoğun biçimde denetlenen bir mekâna evrildiğini düşündürüyor.

Telefon Temelli Çocukluk ve Kaybolan Özgürlük

2025’te çocukların dijital dünya ile kurduğu ilişkiye dair en çok paylaşılan yazılardan biri, 4 Ağustos 2025’te The Atlantic’te yayımlanan What Kids Told Us About How to Get Them Off Their Phones başlıklı makaleydi. Yazarlar Lenore Skenazy, Zach Rausch ve Jonathan Haidt, çocukluk, ebeveynlik ve toplumsal dönüşümler üzerine uzun süredir çalışan araştırmacılar. Çalışma, çocukların ekranla kurduğu ilişkiyi yalnızca “ekran süresi” üzerinden değil, gerçek dünyada sahip oldukları özgürlük alanlarıyla birlikte ele alıyor.

Makalenin dayandığı araştırma Amerika’da yapılmış olsa da, ortaya koyduğu bulgular farklı coğrafyalardaki çocukluk deneyimleriyle de önemli benzerlikler taşıyor. Araştırmaya göre çocuklar, telefonlardan uzaklaşmak için daha fazla yasak ya da denetime değil; dışarı çıkabilecekleri, kendi başlarına hareket edebilecekleri, risk alabilecekleri ve hatta sıkılabilecekleri alanlara ihtiyaç duyuyor.

Makale, ekran kullanımındaki artışı, kamusal alanların daralması, serbest oyunun azalması ve çocukların gündelik hayatta bağımsız hareket etme imkânlarının kısıtlanmasıyla birlikte değerlendirmeyi öneriyor. Bu perspektif, ekran–özgürlük tartışmasını ebeveyn kontrolü ekseninden çıkararak, çocukların oyun ve hareket hakkı üzerinden yeniden düşünmeye çağırıyor.

2025: Dünya Genelinde Kısıtlama ve Denetim Dalgası

2025 yılını, çocukların dijital dünya ile kurdukları ilişkide "serbest kullanım" döneminden sıkı denetim ve yasal kısıtlamalar dönemine geçişin yaşandığı kritik bir yıl olarak değerlendirebiliriz. Dünya genelinde hükümetler, sosyal medyanın çocukların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ve siber zorbalık gibi risklere karşı daha agresif yasal önlemler almaya başladı:

Avustralya: 2024 sonunda kabul edilen ve 10 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren yasayla, 16 yaş altındaki çocukların sosyal medya hesabı sahibi olması tamamen yasaklandı. Bu yasak Facebook, Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformları kapsamakta ve kurallara uymayan platformları 50 milyon Avustralya dolarına kadar cezalar bekliyor.

Çin: Nisan 2025'te "Küçükler Modu" (minor mode) uygulamasıyla, ebeveynlere çocuklarının ekran süresini kısıtlama, 22:00 ile 06:00 saatleri arasında uygulama erişimini engelleme ve içerik filtreleme imkânı sunuldu.

Fransa: 2023'ten beri 15 yaş altı için uygulanan ebeveyn izni şartının, 2025 yılındaki okul şiddeti olaylarının ardından, tam bir sosyal medya yasağına dönüştürülmesi planlanıyor.

Birleşik Krallık: Çevrimiçi Güvenlik Yasası (Online Safety Act) kapsamında platformların çocukların zararlı ve yaşa uygun olmayan içeriklere erişimini engellemesi kesin bir zorunluluk haline getirildi.

Brezilya: Eylül 2025'te imzalanan "Yetişkinleştirme Yasası" ile (Digital ECA), 16 yaş altı kullanıcıların hesaplarının ebeveynlerle ilişkilendirilmesi, yaş doğrulaması için biyometrik veya kimlik tabanlı sağlam mekanizmaların kullanılması ve video oyunlarındaki "ganimet kutularının" (loot boxes) yasaklanması zorunlu kılındı.

Amerika Birleşik Devletleri: Florida'da 2025 yılında yürürlüğe giren HB 3 yasası, 14 yaş altındaki çocukların sosyal medya hesabı açmasını yasakladı; 14-15 yaşındakiler için ise ebeveyn onayı şartı getirildi. Ayrıca Mississippi ve Tennessee gibi eyaletlerde de benzer yaş doğrulama yasaları uygulanmaya başlandı.

Yaygınlaşan Denetim Mekanizmaları

Avustralya’da yürürlüğe giren sosyal medya yasakları; Danimarka, Fransa ve Norveç’te planlanan benzer düzenlemeler ve Türkiye’de de gündeme gelmeye başlayan kısıtlamalar birlikte düşünüldüğünde, net bir eğilim göze çarpıyor. Çocukların dijital dünyadaki varlığı artık bir “hak” olmaktan ziyade, ancak sıkı güvenlik ve yaş kontrolleriyle erişilebilen bir “ayrıcalıklı alan” haline getiriliyor.

Bununla birlikte, uzmanlar Roblox gibi platformlarda karşılaşılan risklerin yalnızca tekil uygulamalar üzerinden çözülemeyeceğini; zararlı içeriklerin Discord ve TikTok gibi farklı platformlar arasında kolayca dolaşabildiğini vurguluyor. Bu da daha bütüncül bir “ekosistem yaklaşımına” ve platformlar arası işbirliğine duyulan acil ihtiyaca dikkat çekiyor.

Bu çerçevede tüm dünyada yaygınlaşan denetim mekanizmalarını ve onlara dair çekincelerimizi şu başlıklar altında özetleyebiliriz:

Yaş Doğrulama

Artık sadece "18 yaşından büyük müsünüz?" sorusuna "Evet" demek yeterli görülmemekte, Brezilya ve Avustralya gibi ülkelerde; yüz tarama, kimlik belgesi yükleme veya davranışsal analiz gibi yöntemlerle platformların gerçek yaş tahmini yapması zorunlu kılındı. Bu katı tutumun, çocukları korumayı hedeflerken aynı zamanda çok ciddi mahremiyet ve veri gizliliği risklerini de beraberinde getirebileceğini düşünüyoruz.

Okullarda Akıllı Telefon Yasakları

2025 itibarıyla Yunanistan, İtalya, Macaristan ve Hollanda’da okul saatlerinde (teneffüsler dahil) akıllı telefon kullanımı yasaklandı. Güney Kore ise Mart 2026'da yürürlüğe girecek şekilde sınıflarda dijital cihaz yasağı getirdi. Bu tür düzenlemeler her ne kadar öğrencilerin dikkatini ve güvenliğini artırmayı hedeflese de, dijital araçların bir öğrenme alanı olarak kullanımını da sınırlandırıyor. Bu dışlayıcı yaklaşımın eğitim ortamını çocukların gündelik hayat pratiklerinden kopardığını ve dijital okuryazarlığı bütüncül bir şekilde ele almayı zorlaştırdığını düşünüyoruz.

Bağımlılık Yapan Tasarımların Hedef Alınması

Florida ve İspanya "sonsuz kaydırma" (infinite scroll), otomatik oynatma ve anlık bildirimler gibi çocukları platformda tutmaya yönelik algoritmik özellikleri "bağımlılık yapıcı" olarak nitelendirip kısıtlamaya başladı. Platformların doğrudan tasarım pratiklerini ve iş modellerini sorgulamaya açması açısından, bu adımı oldukça önemli ve olumlu bir gelişme olarak değerlendirebiliriz.

Bu Düzenlemelerde Çocuğun Üstün Yararı ve Katılım Hakkı Nerede?

Yasaklamalar ve kısıtlamalar "koruma" refleksiyle yapılsa da, bu durum çocukların ifade özgürlüğü ve katılım hakkı ile ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin dijital ortama dair hazırladığı 25 No'lu Genel Yorumu (2021), çocukların çevrimdışı dünyada sahip oldukları hakların dijital ortamda da eksiksiz biçimde geçerli olduğunu vurgular. Bu belge, çocukları koruma gerekliliğinin onların bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve oyun haklarını kısıtlamak için bir gerekçe olamayacağının altını çizer.

Ancak günümüzde artan katı yasaklarla ve düzenlemelerle dijital dünya, girişinde kimlik kontrolü yapılan, belirli saatlerde kapanan ve her köşesinde yetişkin gözetiminin olduğu, özgürlüklerin kısıtlandığı bir park alanına dönüştürülmeye çalışılmaktadır.

Fakat ekranla kurulan ilişkiyi dönüştürmenin yolu, dijitali sınırlamaktan değil, çocukların hem fiziksel hem dijital dünyada özgürce, güvenle ve birlikte var olabilecekleri alanları mümkün kılmaktan, çoğaltmaktan geçiyor olabilir. İnsan-bilgisayar etkileşimi ve çocuk odaklı tasarım alanındaki çalışmalar da çocukların yalnızca korunması gereken kullanıcılar değil, dijital ortamların tasarımında söz sahibi olması gereken aktörler olduğunu vurgulamaktadır.

Bu bağlamda asıl mesele, bu süreçte “çocuğun üstün yararı” ilkesini eksiksiz okuyarak, çocukları pasif kullanıcılar olarak görüp haklarını sınırlayan ortamlar oluşturmak yerine, onların katılım hakkını merkeze alarak, hem fiziksel hem de dijital dünyada hakları (oyun, güvenlik, katılım) güvence altına alınmış, katılımcı, aktif ve özgür özneler olarak var olabilecekleri koşulları nasıl kuracağımızdır.

dijital dünyada çocuk hakları
Paylaş
Önceki Ekrana Dokunmadan Çizim: Monnom’un Çalışma Mantığı ve Bulut Mimarisi Sonraki Atölye: Yunusları Gördünüz mü?